....Ben de bu arada resmin yamalarından biri oldum. Bembeyaz bir kuyuya düşüyorum...
Kukuriukuuu....
- Heyy Aysu, hadi be kızım! Ağaç olduk burada! Amma da nazlandın haa, yemeyiz seni korkma! Bak çok güzel olacak, apayrı bir zevk alacaksın...Açsana şu kapıyı ya, hadi yavrummm...
Kukurikuuu...
Sen merak etme "Haz"reti Mesih, elimde bembeyaz taşlı, puhu başlı tesbih, düşüyorum.Düşüyorum...
"O Shit" kuku...
Pislikkk... Kaçık! Kaçıkkk!
- Talihini kuşta değil, işte ara Aysucuk! Allah uçmayan kuşa alçacık dal verir. Uç kızım uç, uç yükseklere, çık o kuyudan bakalım. Öyle kendini odalara kapamak var mı Assos gibi yerde?
(Anahtar deliğinden mi gözetliyorlar bunlar beni? Hiçbir sırrım, gizli saklım olamayacak mı benim?)...
Üç üniversiteliydiler. Geldiler kapıya dayandılar. Biri sarışın tıknaz, diğeri esmer uzun boylu iki erkek, bir de alımlı bir kız, kumral orta boylu. Erkekler tamam da, kızı pek çıkaramadım...
Bir deli düştü senin oltaya dediler, en kalitelisinden. Sen sancak-iskele yalpalarken lodos vurgunu tekne gibi, ağlara takıldı kaldı bir palamut, en irisinden. İçinde en çılgın mavi kan sülalesinden edebiyatçılar: körgöz şaşıbeş Milton mu istersin, afyonkeş Coleridge mi, kambur felek Alexander Pope mu, yoksa topal yengeç Lord Byron mu? Buyur al beğendiğini!
- Tövbe tövbe, böyle sakatlara, sakatlıklara gelemem ben, yalnız bırakın beni kuşlarımla. Onlarla yaratıcıyım, onlarla özgürüm ben...
- Kes şimdi, bunlar takma adlar, dedi sarışın olanı. Kaliteli insanlar kızım, çok kaliteli. Biz dört kişiyiz, siz de dört kişisiniz dediler. Çok sıkı bir grup oluşturabiliriz.
- Sağolun, bu akşam hiç entel nutuklara açık değilim valla...
- Nutuktan bahseden kim be Aysu, dedi esmer uzun boylusu. Şimdi söyleyeceğiz, nutkun tutulacak...
- Eeee, uzatmayın da biran önce söyleyin, ne söyleyecekseniz, çok uykum var benim, zaten yatmak üzereydim...
- İyi ya işte, gene yatacaksın dedi, kumral kız..
- Şimdi sıkı dur geliyor, dediler hep bir ağızdan...
- Eeee, çok oldunuz ama, baydı ya, çıkarın artık şu baklayı ağzınızdan!
- Grup seksi yapıyoruz!
- Yok yeahhh!
- Tabii ya, bedensel zevkleri doya doya yaşamak gerek kızım...
- Diyorsunuz...
- Diyoruz ve içeri dalıyoruz...
- Hoop, durun bakalım, taciz denir buna, Dingo'nun ahırı mı sandınız burayı?
- Hayır Haz yuvası canım, sen yaşamın tek ereği hazdır demez misin sık sık?
- Evet ama, siz benim yalnızca bedensel hazları kastettiğimi sanırsınız, işinize öyle gelir...
- Amaan Aysu, çok uzattın vallahi, kız kıza da yaparsınız biz de seyrederiz ne güzel...
- Oh ne ala memleket, biz teşhirci siz röntgenci...Biz istiyor muyuz bakalım kız kıza? Sırf size fantazi olsun diye bizi lezbiyenliğe kışkırtacaksınız demek! Ya biz de sizden homo sahneleri görmek istersek!
- Ay ne mıymıntı şey çıktın be Aysu, biz de sanmıştık ki...
- Ne sanmıştınız?
( Sarışın erkek kedi gibi yumuşacık adımlarla arkadan yaklaşıp Aysu'yu omuzlarından kavrar. Sırtına, boynuna küçük küçük öpücükler kondurarak onu havaya sokmaya çalışır. Bir eli Aysu'nun ressam önlüğünü aralayıp memelerini bulurken, esmer erkeğin elleri Aysu'nun kalçalarında, bacaklarında dolanmaktadır. Çevresinde bir erkek olmadığı zaman kendini neredeyse perişan hisseden Aysu şimdi nedense hiç de mutlu görünmemektedir bu erkek bolluğunda. Kumral kızın dudakları dudaklarını ararken, çiğ et yemeye mecbur edilmiş gibi iğrenerek kafasını bir o yana bir bu yana çevirmektedir...
Cinselliğin bile ticari bir meta olarak sergilendiği çağımızda para uğruna kendilerini teşhir edenlerin oluşturduğu küçük bir oyuncu grubunda bir eleman gibi hissetmektedir kendini Aysu. Zavallı kız! Cinsellik gibi görünen bir tablonun ortasında cinsel hazla bedenleri ve ruhları kendinden geçen bir grup bağımlının sahte parıltısını da resmedebilecek midir acaba?
Parıldayan herşeyi altın sananların bunu da cinsellik sanmaları doğal değil mi Aysu? Sen de onu doğal bir itkiden çok ruhsal gerilimlerin için bir boşalma yolu olarak görmez miydin? Doğal bir cinsel haz ya da mutluluktan çok, bir yatıştırıcı gibi sarılmıyor muydun ona? Erkeklerle ilişki kurmak için içten bir özlem duymuyor muydun sen? Yoksa senin özlem dediğin, kendi ihtiyacını doyurmaları için öteki insanlara sarılmandan başka birşey değil miydi? Bir güvence, bir sevecenlik arayışının sonuçları mıydı, o zevk o haz düşkünü görünümü veren davranışların? Yoksa bütünüyle bir çaresiz, bir kaygılı ruhun ölüm içgüdüsüne karşı oluşturduğu bir korunma şekli miydi?
Kendi içsel tutarsızlıklarının neden olacağı bir ölüme karşı. Yüksekten uçan emellerinle cılız gerçekliğin çatışmasından gelen bir ölüme karşı. Ulaşılabilir amaçlar yerine görkemli fantazileri koyarak adım adım yaklaştığın bir ölüme karşı...)
( Aysu ani bir hareketle silkinip, iğrenç bulduğu o yapışkan kalabalığı etrafından defeder...)
- Tecavüzcüler, pis seksomanyaklar, defolun tablomdan!
Ayten Suvak
20 Ocak 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder