( Yer Sarımsaklı. Ayvalık'a bağlı yeni bir yerleşim yeri. Uzun sahil şeridi yazın epeyce yerli ve yabancı turist çekiyor...Deniz kıyısında bir eve giriyorsunuz şimdi. Orta yaşın üzerinde bir hanım bahçeden topladığı narları ayıklıyor tane tane... Ayperi'nin annesi...)
-Ayperi, nerelerde kaldın kızım! Ayvalık'a gittin, Ayvalık oldun, nerelerdeydin o yağmurda! Insan bir telefon etmez mi, merak ederler mi, etmezler mi, hiiiç, umurun değil!
-.................
-Hani, pazardan neler aldın, daha yemek pişireceksin! Şimdi kocan gelir "Açım!" diye! Dinler mi adam senin yazarlığını, çizerliğini! ......Stifno bulabildin mi stifno? Ekşi ekşi salatasına bayılır seninki...
-............
....................
-Ohh, akşama ne yemek var Ayperi? Kurt gibi açım....Bugün bizim fabrikada film çektiler...Artistler geldi..."Modern Mitoloji" miymiş neymiş adı....Acaip acaip bir şeyler.....Haydi ne yiyoruz! Ben fabrikada da yedim ama...( Koca, koca gövdesiyle sofraya kurulur. Olduğundan yaşlı görünen yorgun yüzünü yemek kokuları biraz canlandırır. Eee ne de olsa kredikartızede bir işkoliktir adam. Çok çalışmasına çalışır da, kazandığı bir şey olsa bari yüreği yanmaz Ayperi'nin...)
-.........
"Tanrıça onları içeride tahtlara, iskemlelere oturttu,
.................
Ağlar sızlar halde onları kapadı oraya, attı önlerine kayın kozalağı, palamut, kızılcık yemişi, hep yediği şeylerdi bunlar yerde sürünen domuzların....."
(Homeros/Odysseus x.232vd.)
- Biraz daha palamut ister misin?
.........
( Hişt hişt, çok yedi bu kocan gene, tombul kıçına pantalon uyduramayacaksın Ayperi. Yemekten sonra bir de horuldamaya başlar mı şimdi sana....
"Sevmek bir ömüüür süreeer, sevişmek bir dakikaaaa" nın bir dakikalık erkeği, Ayperi'nin vahşi kedi pençesine dönüşen eli sarkık gıdığına bir estetik geçsin de gör sen! Salla sihirli kalemini Ayperi Su, dönüştür şunu bir domuza, sen de gönlünce oyna oynaaaa!
Vahşi kedi olduğunu düşünen bir insan ya da insan olduğunu düşünen vahşi bir kediysen yaparsın da, büyücü Kirke'nin torunu seni, düşlüyorsun, öyleyse yapabilirsin!
Yatak odasından gelen horultuların fon oluşturduğu "Fantastik Senfoni"nin ritmiyle bir o yana bir bu yana Sirtaki oynayan Ayperi'nin, uygun sütyen bulmakta epeyce zorluk çektiği, topatan kavunu iriliğindeki memeleri de bir o yana bir bu yana sallanmaktadır...)
O gece Ayperi Su yatakta bir o yana bir bu yana döndü durdu. O gece üç farklı rüya gördü Ayperi Su. Onun hayatı bu üç rüyadır, aslında "Hayat bir rüyadır-La viiiida es un sueeeenooo!"
Birinci rüyada camiye giderken etrafında rüzgarlar esmekteydi. Bu rüzgar şeytani APS dehasıydı. Birisi bir arkadaşının kendisine kavun vermek istediğini söyledi. "Kötülük kavun değil ki kokusunu alasın" diye yanıtladı onu ve bunu tek başına, abaza yaşama arzusu olarak yorumladı. Ekşi stifno otunun midesinde oluşturduğu delici gazdan dolayı acı içinde uyandı ve kendisini her türlü kötülükten esirgemesi için Tanrı'ya dua etti. Kocası yanında horuldayıp duruyordu...
İkinci rüya enikonu korkunçtu. Akkor halinde yanan bir mangaldan saçılan kıvılcımlarla dolu bir odada insanın içine ürperti veren bir sesle uyandırıldı Ayperi Su. Bunu da yaşamında işlediği günahlar için duyduğu pişmanlık olarak yorumladı.
Üçüncü rüyada ise astroloji dahil bütün bilimleri içeren bir sözlük ve bir "Corpus poetarum" (şiir kitabı) gördü. Uyandı ve ilk iki rüyada geçmişine, üçüncü rüyada ise geleceğine yönelik anlamlar bulunduğuna inandı. Kocası sırtüstü yatmış, daha da korkunç horluyordu...
Madem ki rüya bencil, yıkıcı ve kötü güçlerin ahlak ve gerçeklik ilkeleriyle savaştığı bir arena olarak da tanımlanıyordu, Ayperi Su bu üç rüyanın kendisine bir yazar olarak edebiyat arenasında önemli görevler yüklediğine inandı. Gelecekte insan aklı, kaderi ve gerçeklik arasındaki ilişkilere yönelik konuların çözümlendiği sağlam bir edebi tarz yaratmak. "Düşlüyorum, öyleyse varım" anlayışıyla başlayan ve mantıklı çıkarımlara giden bir tarza okuru yönlendirmek gibi görevler...
Böylece Ayperi Su, etrafındaki dünyayı duyularıyla, hayal gücüyle ve düşünceyle bildiğini anladı. Yalnızca bilinçli düşüncenin mi ona "gerçek" fikirler sağladığını ve hayal kurma eyleminin de onu yalnızca hataya mı götürdüğü sorularıyla da tarzını sorgulamaya başladı. Onun varlığının bilgisi hayalinde canlandırabileceği şeylerden hiçbirine bağlı değildi oysa. Canlandırdığı her hayal ona hatalarını hatırlatıyor, daha doğrusu hayal etmek, birşeyi tasarlamak ya da başka bir ifadeyle maddi birşeyin hayali başka birşey olmadığından doğruluk çerçevesinde olması için kendisini felsefesel bir "şey" olarak hayal etmesi gerekiyordu. Örneğin koskocaman bir topatan kavunu! Bu durumda Ayperi Su'yun aklı ayrı bir unsur, bedeni ayrı bir unsur oluyordu...
İşte o gece aklından ayrı düşen bedeni ve özellikle içlerine şeytan girmiş, kavun iriliğindeki muhteşem memeleri yanında durdurak bilmeden horuldayan kocaman ağzın içine dolup, o koca kafalıyı sıkıştırdı, sıkıştırdı, ta ki o horultular son bir hırlamayla kesilinceye dek. Zaten Ayperi Su onu boğmasaydı, şişkoluktan ya da kalp krizinden yolcuydu Abbas yakında.Kimseler kuşkulanmadı ve zaten ilahi ve şeytani eylemleriyle cinsel libido, içimize gizlenmiş Tanrı'nın (Deus absconditus) yaptırımlarından başka neydi ki...
Ayperi Su'yu tedavi eden Kartezyen psikiyatr ise o gece görülen o üç rüyanın ünlü felsefeci Descartes'ın yirmi üç yaşındayken gördüğü üç rüyaya hayret edilir derecede benzediğini ortaya çıkardı. Ayperi Su'yun aklı ayrı bir unsur, bedeni ayrı bir unsur demiştik, işte bu tezimizi doğrulayan teşhis şöyle gelişti: Yazarın düşünce melekesi bedeni ile beyin epifizi yoluyla etkileşiyor, düşünceleri bedeninden ayrı gelişiyor ve yalnızca epifizdeki küçücük bir noktada birleşiyordu, uyumlu titreşimlerle...
O gece bu uyumlu titreşimlerin bozulması, horultuların oluşturduğu manyetik alanın Ayperi Su'yun epifiz bezini olumsuz biçimde etkileyip, cinsel libidosunun şeytani tarafını açığa çıkarmasıyla olmuştu. Madem ki Kartezyen akıl zaten var olduğunu biliyordu ve bütün hayaller genel olarak aşağılanan bedenin doğasından kaynaklanmaktaydı öyleyse yazarın hayalinde canlandırabileceği şeylerin hiçbiri kendisiyle ilgili bilgiye ait değildi. Yani masumdu yazar. Bu tür hayallerden azami gayretle düşünceyi geri çağırması gerekiyordu ve belki bu yolla kendi doğasını kusursuz bir açıklıkla bilebilirdi...
Ayten Suvak
20 Ocak 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder