22 Mayıs 2012 Salı
AS-Budala Sözleri
Budala Sözleri...
Öğren öğren, nereye kadar, boşver öğrenme, budala mezarı mı var?
Işık olacaksan mum ol, dibine bile vurma. Karanlığın gizemi budalayı bile çeker.
Bağdat Caddesinde bir aşağı bir yukarı turla, vitrinlere dal budala budala.
Kalıcı değil, satıcı ol, vitrinin parlak olsun. Ne demişler: Cilalı İmaj Devri
Web tasarımcısı ol, para kazan, lafla felsefe kese doldurmaz, kulak doldurur, o da budala yapar.
Nefret deyince Nefertiti anla, tarihi, güzel şahsiyet ve dişi, hep sevgi çağrıştırır budalaca.
Öfkeyi sevgiyle yeneceklerdenseniz, budalalar gibi Mesih’i bekleyin durun.
Hınca tabanca sıkınca spor olur, budala sporu; hemen bir ‘fitnes merkezi’ kurun.
Uykuda yaşayan insanın uyku kalitesi=yaşam kalitesi. Ölçüler buna göre ayarlanmalı, budala öğretisi ayarınca.
İnsan manevi dünyaya bağlansa, eninde sonunda ‘o daldan bu dala’ şarkısıyla özüne yani maddeye dönmek zorunda kalır.
Düşünceler raydan çıkınca ya dahi olunur, ya budala.
Zihinde oluşan zerreler altın zerreleri olsa, yaşarız keyfimizce, budalaca.
Kulaktan duyduğumuza değil, görüntülü televole dedikodulara inanmalıyız.
Bu dünyayı elma şekeri gibi görüp, tadına varmak lazım, yüzümüze gözümüze bulaştıra bulaştıra.
Büyük Düşünün Felsefesi tutkusuz olmaz, budala olmayalım.
Düşün düşün, budalalık olsun işin. Budalalara kimse sataşmaz, densizlerden başka.
Düşüncelerinizi dağıtın, değişik hesaplara para dağıttığınız gibi. Hiç olmazsa biri batarsa diğeri çıkar.
Kötülük olmasa hep iyilik ne yavan olurdu. Melekler bıktırır, şeytan arkasından baktırır. Bu bir budala atasözüdür.
Acıdan kaçmak olmaz, diziler nasıl seyirci bulur sonra! Bu yerel bir sorun değil, evrensel bir budalalıktır.
NİRde bu VANA, sağlık musluğu bozuldu diye yardım çağırmalısınız, yoksa kimse açmaz kapınızı ‘bad-ı sabadan gayrı’.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış diyen bir ulusal akıl Budha’dan geri kalır mı?
Yaşayan varlıklar tornadan çıksın, hepsi eşit olsun, savaş değil barış olsun. Ne budalaca bir dilek.
Kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, zaman kiplerini iyi öğren. Geçmiş, şimdi, gelecek derken bakarsın hoca kulağına asılmış!
İster inan ister inanma, herşeye kanma. Bir budaladan yarım akıl bir nasihat.
Kin yerine kinin taşı yanında, iyileştir kendini. Budalalığın çaresi yok mu sanki!
Bırak ya, dedirtmeden bırak, peşinde koşsunlar. Bu hiç de budalaca olmaz; istersen asıl asılabildiğin kadar, tadı ve suyu çıksın işin.
Övmek dövmekle, yermek yemekle yer değiştirsin, sen su akar budala bakar misali izle, bakalım dengeler yer değiştirecek mi?
Derdini ummana sal, balık olarak geri dönsün. Açlık sorunu çözülür en azından.
Bu dünya koca bir beyindir, çoğunlukla budala beyni.
Anne-baba nerede duracaklarını bilmeli, yoksa çocuk budala olur. Bu lafı, varsa, akıllılar çözer ancak.
Bir insan kendini yenerek zafere değil, 1-1 beraberliğe ulaşır ruh ve beden kupa karşılaşmalarında.
Acılara tepkisiz toplumlar çoğaldıkça, Budha’nın saflık yolunda budala olunur ancak.
Varlığın öteki kıyısına varıldığında, ya ortanın solu ya da sağı aranmalıdır, budalaca da olsa.
Öfkeniz taraf tutarsa, onun tarafından cezalandırlmanız adil olmaz, budalaca olur.
İnsan hayatı aslında muzipçe zevklerden ibarettir. Eğri gösterip, doğruyu kendine saklama. Göreceli olduğu için doğruyu parçalaya parçalaya federe doğru oluşturma, bölerek yönetme. İşine geldiği gibi geçim kaynağı bulma. Düşünmeden doğrudan doğruya hamle etme ve ‘o medi medi tasyon tasyon sepeti’ şarkısıyla dosdoğru budalalar cennetine gitme gibi.
Ayten Suvak
3 Mayıs 2012 Perşembe
AS-Aşk Ekstra Larc Giyer
Aşk Ekstra Larc Giyer
“Ay, ne şıpsevdi şeysin, hemen aşık oluyorsun!”
“ N'apalım, hayatın anlamı aşktır. Kazanova baçç, Kazanova biçç,
Kazanova "Baccia mi ah" (Öp beni Kazanova).”
“N'oo, şimdi de diller mi öğrendin aşkını ispatlamaya? Kızım, koyun
can derdinde, kasap bilmem ne, senin tuzun ne tuzu, iyotlu mu, Himalaya mı
hep böyle kuru?”
“Tuz ruhu! Ne ruhsuz şeysin sen, tuzun bile ruhu var, senin yok.
Kemiklerinin bile içi boş mu senin? İliğin kemiğin kurumuş olmasın
sakın?”
“ Ya aşk, ya iş kızım. Ya hep ya hiç, ya ak ya kara der gibi, birebir
karşılıklar var gerçek dünyada ! Tabii senin kafanda kavak yelleri
estiği için üçüncü seçenek kelimeler uydurursun, hayalden başka yerde
geçerliliği olmayan. İşaşk dersin, hepiç dersin, uyduruk uyduruk,
insanı hafakanlara boğduran bir gri bulursun ak ve kara arasında,
ucuzluktan aldığın gri ceket gibi , bir iki giyer atarsın sonra,
maymun iştahlı şey sen de!”
“ Nesi varmış benim iştahımın? Benim gözlerim görünenin ötesine
odaklanmış bir kere; değişimin peşindeyim ben, ya da daha doğrusu hep
orada olup da daha önce farkına varamadığımız şeyleri bulup, ortaya
çıkarmaya çalışıyorum.”
“ Aman sevsinler o şeyleri ‘bulup ortaya çıkarma’ yetini! Sen daha
doğru dürüst buzdolabını açıp da ‘ fasulye tenceresiyle, reçel
kavanozu arasındaki kutu sütünü al’ demeden gözünün önündeki kutuyu
göremezsin, nerede kalmış değişik bakış açılarını keşfetmen!”
“ Aşkolsun ama, kalbimi kırıyorsun; yeteneklerimin açığa çıkmasıyla,
ikinci kümeye düşeceğinden ödü patlayan standard erkek mantığı gibi
konuştun şimdi. Bir de diyorlar ki: ‘Aydın kadın olmanın birinci
koşulu, diğer kadınları sevmekten geçer’ ( Nevval Sevindi). Pratiğe
uygulanamadıktan sonra , teorik olarak kafalarından sallamışlar neye
yarar, soyut soyut havada asılı kalıyor işte onun için!”
“ Benim sinirime dokunan haybeye hayal üretmen. Hayalleri düşünceyle
üretip hayata geçirebilsen amenna. Sen alık alık hala mükemmel aşkı,
kusursuz insanı arıyorsun. Onun hayatının merkezi olacakmışsın,
işinden önce gelecekmişsin, boş zamanlarını kendine göre değil, sana
göre ayarlayacakmış, öncelikle ‘ Sen ne istiyorsun canım?’ diye
soracakmış sana. Önce iş ve onun gerekleri gelir kızım, hangimiz
Diojen olabiliriz şimdi, bir fıçı yetsin bize yaşamak için, ‘ Gölge
etme başka ihsan istemem!’ diye yuvarlanıp gidelim!”
“ Haklısın haklı olmasına da, sen de dışarıda çalıştıkça kadınlığını
unutup, erkek gibi davranmaya başlıyorsun. Politika üretmeyi bırakıp,
yalnızca politika yapıyorsun; demokrat olmak yerine popülistliği
benimsiyorsun, cesur çıkışlara kendi kendine gem vuruyorsun,
kalıplara gizleniyorsun. Gücünü sürdürmen için başka birini ezmen
gerekiyor. Sen de bu yerleşik bağnazlığı desteklersen, aynılığın
içinde kaybolursun.”
“ Afferin be, ben de seni aşktan iyice avanaklaşmış sanıyordum, meğer
ne gizli sıtmaymışsın sen! Yere bakan, yürek yakan ! Tamam biz
kadınlar farklılığımızı kabul ettirmeliyiz, yoksa karşı cinsle
aynılaşarak kendi kendimizi yok edeceğiz.”
“ Öyleyse gel yeni bir anlayış üretmeye çalışalım. ‘Birinin gücünü
sürdürmesi için, diğerini ezmesini gerektirmeyen yeni bir anlayış’.
Nevval Sevindi akıllı kadın, bize birbirimizi semeyi öğütlüyor. İyi
de ben bir erkeğe aşık olmadan bir kadını sevemem ki! Yaşamın sırrı
sevinç ise, ben bunu sevgiden önce aşktan alıyorum. Yanılıyorsam
eğer, huyum kurusun!”
“Hem birbirimize, hem onlara muhtacız desene?”
“ Aynen, ama herkesi aynı yerde toplayacak büyüklükte bir şemsiye
üretmek hangi babayiğidin, ya da anayiğidin harcı, söylesene!”
“Bırak şimdi şemsiyeyi memsiyeyi; aşk ektra larc giyer, öğrenemedin mi
daha bunu be kızım!”
Ayten Suvak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)