20 Ocak 2009 Salı

Aslolan Aşktır Deli deli (6)

Düş görüyorum. Dağılıyorum. Geçmişim parça parça. Bir günahkar. Bir melankolik aptal. Kafası hem boş hem dolu bir zevk düşkünü.Bir yalnız. Bir kaybolmuş. Bir saf. Bir huzursuz kuşkucu. Sanırım tüm davranışlarım gizli arzularımın dışa vurumu...

Kendi parçalanmış varlığımı seyrediyorum ve seyrettiriyorum. Gözümüzü dikip, ortak bir anlam bulabileceğimiz bir aynada, bir ekranda hep birlikte yorum yapıyoruz. Yarattığımız dünya kıvrım kıvrım. Ütüler gibi sürekli açıyoruz bu kıvrımları. Bu yarattıklarımız hergün tarih oluyor. Yeni yeni kimlikler ediniyor ve kendimizi yeniden tanımlıyoruz...

Biz demesem belki daha doğru olur, çünkü bunu yapan benim, Aysu, parçalanmış kişilik. Olur da birgün kendi kendini hatırlayamazsa, başkaları tarafından hatırlanmak, şöhret olmak istiyor.Boşuna mı film çekimine evet dedi. Biliyor ki şöhret görsellikten geçiyor, kimse oturup da satır satır bir dehayı keşfetmek için okumuyor...

Aysu yolunu buldu. Yaratıcılık numaraları ve en yüksek mertebeyle bütünleşme arzusu arasında bocalıyor ama olsun. Şeytani iç güdülerini bastırmak için ahlaki bir yolculuğa çıkmadı o. Kültür ayrılıkları gözetmeksizin her insanı pençesine alan şeytanın elinde Aysu, yani parçalı ruhunun bir ifadesi olarak cinselliğin elinde. Gizli ya da açık, kim değil ki! Kim hissetmiyor o pençeyi ya da patiyi bir yerlerinde!

Gel bili bili baykuşum, gel sen öt bakalım şeytan bakışlım. Athena Aysu Abla'nın kuşu. Seyircinin gözü ol, dik dik bak ona ne yapıyor Assos'ta, Athena mabedinde, bir pansiyon odasında. Pencerelerinden kırmızı-mor kedi tırnaklarının sarktığı antik taş binalarda şimdinin insanları için Athena bir müzik grubu, bir zamane idolü. Yalnızca süs gibi kullanılan bir isim artık. Akıllarda kolayca kalan melodik, epeyce de entel bir isim. Eeee ne de olsa Platon üstad ders vermiş buralarda, şimdi de üniversitelilerin kaçamak gezileri çoğunlukla buraya düzenleniyor. Hem antik havayı koklamak, hem entellektüel havalara girmek için. Ağızda pipo, saçlar uzunca, kafada yana yatmış bere, gözlerde "cool"bakışlar, koltuk altına sıkıştırılmış fiyakalı bir kitap...

Saygıdeğer Athena hanımefendi, artık koruyacağınız ne din, ne kültür, ne sanat var sizin. Şimdi herkes kendi kendinin tanrısı, yaratıcı yani. Ama gene de siz unutulmayanlara girdiğiniz en hülyalı şarkıdasınız, çakır gözlü, kızıl gölgeli saçlı Athena Hanım. Aysu ne kadar da benziyor size, hayret!

Yaratıcı yönetmen arkadaş ve ekibiyle postu serdik Assos'a. Biri bana mı sesleniyor? Aysu, Aysuuuu, heyyy nerelere kayboldun ya, bir şey söyleyecektim sana hani...

Ben de sana birşey söyleyeceğim Bay Kuş, hey gökgözlü uğurlu... Pembe taşlı iskeleye gel akşamüstü, gün batarken... Palamut yiyelim...

Çevremdeki tüm antik güzelliklere aykırı düşen lekeli mi lekeli, kirli beyaz bir önlük buldum, geçirdim sırtıma. Boynumda fularım, başımda hafifçe yana yatmış berem, giysilerimin hepsi bu, başka ayrıntı yok, çıplak bir beden, çıplak bir ruh, bedenselden zihinsele dalga dalga oluşumlar...

Elimde fırçam, tuvalin karşısındayım. Başımı bir sağa, bir sola eğiyorum, eserimi inceliyorum: kurgulama düşler, sanatsal sezgi, biraz da ilahi vizyon. Kukurikuuuu! Hey horoz, bu ötüşünle insanları günaha karşı uyaran bir Hazreti Kurtarıcı mısın? Dikkat et bak, senin sıfatında bile "haz" var! Gene de uyarsan iyi olur şu Aysu'yu: "Aklın hayal gücünün denetimine geçer ve dış gerçeklikten koparsan delirirsin yavrum" de ona...

Yavrummm! Oh, şu pembe gül ne güzel de açmış balkonda. Kutsal bereketini aşkla, cömertçe sergileyen mistik güzellik, hayal gücüne yeni fikirler aşıla, tuval boş, bekliyorum, bekliyorum,bekliyorum...

Beklermiş gibi yapıyorum, ben herşeyi -miş gibi yaparım, mis gibi de olur. Kocaman bir resim kağıdı seriyorum tahtadan oyma masanın üstüne, yama işi yapmaya sıvıyorum kolları. O dergiden bu dergiden bir şeyler kestim, o anlık kafama, duygularıma kapılıp. Yönetmen parçalayacak beni, dergilerini mahvettim. Olsun, hayal gücü yeni fikirlerin ve insan gelişiminin taze kaynağıdır ve bu anlamda delilik de öyle kötü birşey değildir, değil mi ama...

.....ama ölçü kaçarsa cehennemde yanmak da var! Biz "O Shit" gençliği, kim takar cehennemi! Kusursuzluk kime kalmış? Çelişki bu ya, kusursuzluk simgesi beyaz bir daire bırakıyorum resim kağıdında, yama işine başlamadan önce. Sağır, dilsiz, sessiz, sözcüksüz, bir sürü baykuşun o kocaman kocaman gözleriyle birden havalanıverdiği bembeyaz bir boşluk...Yazmaya, söylemeye çekindiğimiz düşünceler gibi, alevlerin bu tarafında ve sizinle benim aramda sessizlik köprüsünden akıp gidenler kıvamında bir beyazlık...Yaşama soylu bir ağır başlılıkla sarılan, tutkulu ve prensipleri uğruna ölümü bile göze alanların akıp gittiği beyazlık...Kolayca ödün verebilen, yenilgiyi kabul edebilen ve ölmek yerine sonradan anlatmak üzere yaşama sarılanların içinde aktıkları başka tondan bir beyazlık, bekareti bozulmuş, hafifçe kirli...

Kafama üşüşen baykuşlara bir iki çakıp, uzatıyorum elimi zamk tübüne. Dergi kırpıklarını bir güzel sıvıyorum zamkla. Kusursuzluğu es geçip, bir güzel yapıştırı yapıştırıvereceğim kağıda. Tasa yok, yarışma yok. Belki de ilk kez bir şeyi sırf o şey uğruna yapma zevkine ereceğim. Beklentisiz, ödülsüz...

Gelişigüzel çektim aldım bir resim. Tabanı “Goodyear” lastiği ayakkabılı özgür bir kız çıktı karşıma. Bir şaplakta yapıştırdım. Bir tane daha çektim. Athena'nın elişi çömleğinden dökülen ezik domatesler. Bir garibin kafasından aşağı boca ettirdim. Bana adaleti çağrıştırdı. Hah hah hah haa! Karnımı tuta tuta güldüm, güldüm. Offf, ne de sıcakmış hava, terledim, çıkarıp attım ressam önlüğümü bir tarafa. Gülerken kulaklarımda bir o yana bir bu yana sallanan "penis" küpelerim de olmasa kendimi iyice çıplak hissedeceğim. Küpelerim bana garip bir şekilde giyinikmişim duygusu verir. Belki bu yüzden zaafım vardır küpelere. Utanma duyusuna karşı beni afyon gibi uyuşturup, en üstün düşünme ve hayal kurma yeteneğime geçit veren bir madde olup dolar sanki ağzıma küpelerim...



(Biraz boşluk bırakıyorum bu araya, bir iki resim de siz yapıştırın bakalım... Ben de bu arada...)

Ayten Suvak

Hiç yorum yok: