20 Ocak 2009 Salı

Aslolan Aşktır Deli Deli (2)

Sanki başkaları tarafından yazılıp kendi çoğul kişiliğime uyarladığım senaryoları oynuyorum. Psikiyatrisler kişilik bölünmesi tanısı koyarlar buna. Kişilik çatışması, çift kişilik, çoğul kişilik...Bazı kişilerin her lafın sonuna ".......şerefsizim billahi!" dedikleri gibi ben de pekala ".....kişiliksizim vallahi!" diyebilirim, neden olmasın!

- Ay nasıl olur?

- Olur mu olur!

Kendi iç konuşmalarımla hem köpek gibi sadık, hem de kedi gibi kendi bildiğini okuyan, "nankör" denebilecek denli bağımsız bir sevgili, kaypak bir "Kişilik" de yaratabilirim kendime. Ah, nerede bunun gerçeği, kırmızı dipli mumla bile davet etsen, hayallerinden bile kaçar bakarsın, değil mi ki kaypak, güvenilmez bir "kişilik"...

Güvenilmez müvenilmez, kediler bile birşeylere karşı çıkıyorlar. Kısa metrajlı film tezi üzerine çalışan arkadaşın film setine gitmek üzere evden henüz çıkmıştım ki önüme "Pat!" diye bir kedi sürüsü çıkmaz mı, evlere şenlik! Ben diyeyim on, siz deyin on üç azman kedi! Eeee, ne var şimdi bunda ilginç olan? Kediler o heyula gibi çöp yığınlarına hep üşüşürler, çok da erotik pozlar alırlar, kuyruk havada, baş aşağıda, minder güreşindeki sporcuları aratmazlar. Kulağı yırtık, burnu çizik, kuyruğu yarıdan kopmuş kediler bile başka bir hava kazanırlar duruşlarının hatırına. Onlar ekmek kavgasında olan sıradan kedilerdir ama benim bu sabah film stüdyosuna giderken gördüklerim (yoksa hayal ettiklerim mi desem), öyle "Kedidir nankör değil midir" türünden değil, bayağı bayağı eğitilmiş, bilinçlenmiş kediler sanki. Bir örgütlenmişler ki sormayın, neyi protesto ediyorlarsa artık, hep birlikte hırlıyorlar, mırlıyorlar, ciyak ciyak birşeylere verip veriştiriyorlar...

Ben bunca kediciyimdir, böylesini görmedim, ister inanın, ister inanmayın! Yoksa ben gerçekte kedi miyim de farkında değilim? Çoğul kişilikler birbirlerinden habersiz mi işler, yoksa kişi kendi isteğine göre mi devreye sokar duruma uygun kişiliğini? Ben bunu sorgulayabildiğime göre "henüz" hastalıklı bir kişiliğim yok, hayal ile gerçeği ayırdedebiliyorum "daha"!

- Ne yani, sen potansiyel bir deli misin şimdi? Kiminle konuşup duruyorsun durmadan? Hep tek başına mı yaparsın her şeyi, pis mastürbatör seni!

- Aaaa, deli misin be, şuna bak beni kendi kendimden kovacak, benim IQ, EQ katsayılarımı bilsen dudağın uçuklar senin akıllım!

- Susun ya susun, n'olmuş sonra kedilere, hani gösteri yapıyorlardı?

- Türkçe konuş, ben gösteri mi dedim, protesto dedim enayi!

- Yok ya yesinler dilini senin, memelerin güzel mi?

- Nereden çıkardın şimdi bunu, benimkiler golf topu alimallah, kalite konuşur bizde, futbol, tenis topu değil, golf golf, anlayana...

"Yaratıcı" yönetmen arkadaşa bir bir söz edeceğim bu uçuculuğunuzdan, bu kaypaklığınızdan, görürsünüz siz, benimle dalga geçmek ne demekmiş...

- Bir dakika kim kimle dalga geçiyor anlayamadım miyavvv, ben gecede parlayan kedi, gözlerimde yıldızlar, kuyruğumda haylaz aşığın kurdelesi, öpüşümle son sözünü mırıldanıyorum ASkın, ASlolan ASktır...

- Dilini kedi yemiş ASkın, dudak üstünde kimin dudağı, al, "cameo" küpelerime iliştir duvağı! Kalp şeklinde değil, "penis" şeklinde "penis"! Kuyumcumun göbeği geniş, çoluk çocuk, bir de sevgili ki yüreği iğdiş...

- Ey sevgili ve çok değerli okur, "Ne olacak bu gidişat" deme de, hele bir Cunda'ya demir at! Niye demişler "Cunda'nın yeli, delisi, kedisi" diye acaba?

Gün susuyor. Akşam olmakta Cunda'da. Cunda ve rüzgar. Ve günbatımı. Ve balıkçı lokantaları. Ve...

- Cunda, Cunda, gel pisi pisi...

Kapkara bir kedi. Gece gibi. Bir ruh, bir peri. Bir kama saplandı sanki bir anda böğrüme. Sarsıldım birden. Perilerim alın götürün beni bir yerlere...Aç dekolteni, biraz daha aç. Biraz daha fazla görünsün memelerin! Tabii ya, memelerim kahramandır! Gıdıklama öyle yanaklarımı gül şafak! Yalnızca telefon et bana, çıkar gelirim sana!

- Seni kaç kez aradım, yoksun ki! Peri kızı Defne'yi kovalayan çapkın seni! Bir ağaç kütüğü mü tutuyorsun elinde telefon niyetine? Kulak ver benim sesime, adalardan üfüren rüzgar mı, yoksa nereye aktığını kendisi bile bilmeyen deli dolu bir ırmak mı? Anlamaya çalışma istersen, salıver duygularını gitsin bir avuç defne yaprağıyla. Baharlı kokusu yaksın içini. Bir çipura ızgara çeksin canın Cunda akşamlarının sarhoş coşkusuyla. Nereye akıtacağını bilemeyesin kabara kabara içine sığmayan arzunu. Geçir dişlerini tombul bir balığa, iliklerine kadar em em em... Çiğnermiş gibi yap latif bir cinsin meme uçlarını...Daya dudaklarını şaraba, iç iç kanını doya doya...Yoruldu bedenler, uzat kolunu ona, dinlensin biraz, içiçe ruhlarınız, küçülsün, küçülsün, yeniden dirilir, büyürler nasıl olsa...

- Aysu, koptun gene, haydi yürü, Tavuk adasında resepsiyona davetliyiz, keseriz biraz etrafı...Hadisene yav, sarhoş musun nesin be...

Bunlar da ne böyle, aman aman, ıyyy sürmeleri akmış gözlerinden, eski bir Çerkez saraylı, bir Midilli göçmeni, bir şu bir bu...Sanki yeni fırlamışlar yataktan, aşk yorgunu, dağınık saçı başı! Cariyeler bahçede, ağaç perileri kayıp, ada kurak, tavuklar masada ızgara, şovalyelerden kalma yıkıntılar arasında bir orkestra...

Ben aşktan dut, dedim sana beni tut, sarhoşum. Sense nerdee, tut ki bulasın! Sen de olmuşsun bulut Cunda akşamlarına pembe pembe...Gel de çek bakalım tekneyi Ayvalık'a tek kürekle...

Yapabilir mi dersiniz, Ay ışırken, Su akarken Aysu'ya doğru?

Hem kim bu SEN?

Bir de inanıyor musunuz Aysu'nun samimiyetine?

Ah İstanbul ah, ah gavur İstanbul seni! Nasıl kıydın bana, nasıl harcadın beni! Bir Aysu mu fazlaydı sana, pis karı! Pis karı, pis karı, işte, pis pis piissssst!

Yaklaşık altı aydır senden ayrı yaşıyorum İstanbul. Beş yüz kilometre uzaktayım senden. Hiç çağırma sakın beni yanına. Soğudum senden, hem de çok. Son zamanlarda yüzü makyajlı, tırnakları cilalı, kırıtık bir erkek gibi görünüyordun bana. Herkes seni kadın sanıyor, oysa sen ne idüğü belirsiz bir yaratıksın. Kürk mantonun altına kot pantalon giyip kalçalarını sallıyorsun. Kaçtım senden.

Geçenlerde Üsküdar'ını gördüm TV’de, oranı da hiç özlememişim. Bir takım insanlar oturmuş iftar yemeği yiyorlardı. İstemem yemeklerini de, ne lahmacununu ne alafranga pizzanı. Beyoğlun, Kadıköy'ün de senin olsun, bit pazarların da. Bıktım senden.

Dün akşam burada camiye gittim, Kadir Gecesi icin. "Gel sen de bizimle, bırak zındıklığı' dediler, gittim. Tövbe tövbe, çok eğlendim. Kadınlar yere kapanıp doğruldukça öyle komik görünüyorlardı ki. "Sen neden namaz kılmıyorsun, bilmiyor musun?" diye sorguladı beni yanımdaki kadın. "Ben gözümle kılıyorum" dedim. Aerobikçiler daha zevkli ibadet ediyorlar bence. Hareketler öylesine benziyordu ki birbirine. Otur otur yoruldum, kiliselerdeki sıraları aradım. Biraz spor olsun diye tesbih namazı kıldım, yani yalnızca yattım kalktım, sevap günah düşünmeden.

Ben ateist değilim, yalnızca arayış içindeyim. Sorgulamaktan korkmuyorum. Bu küçük yerde kendimle daha fazla başbaşa kaldıkça daha fazla filozof kesiliyorum.

İyi ki senden kaçtım İstanbul. Yeni bir ben için gerekliymiş bu. Gene de diyorum ki, "Keşke taş fırın erkeği olsaydın!"

Evet, altı ay önce böyleydi Aysu, şimdi farklı mı ki! Sahipsiz kaldı kız, ruhuna şeytan girdi....

- Durun ezmeyin, o benim, o benim....

- Aaa, delinin zoruna bak, akrebin camide ne işi var ayol!

- Ezmeyin n'olur, benim (sevgilim) o...

Diyemedi tabii sevgilimdir diye, o kadar deli değil daha... Daha daha neler neler diyemedi... Şimdilik...

Aheste aheste uzaklaş git akrebim, anlatamam bunlara sen benim için nesin kimsin, SEN SEN SEN! Sen kendi kendini anlat isterSEN...

Belki de Şeytan Akrepte Gizlidir!

Ha ne dersin?

SEN!

Ayten Suvak

Hiç yorum yok: