28 Ağustos 2012 Salı
AS-Deprem Anıları Acıdır Ama O Gün...
O gün çok sıcaktı. Bunalıyordum. Evin içi daha da boğucu sıcaktı. Nemliydi hava. Hastalık kokuyordu hep burnuma. Limon kolonyası kokusunu hastalıkla özdeşleştirmiştim. Kullanmak istemiyordum o kolonyayı ama mecburdum. Annem hastaydı. Bunalıyordu. Sürekli ölümden konuşmak istiyordu benimle. Ben de bunalıyordum…
Kendimi dışarı atmam da fayda etmedi. Alevler içinde kaldım sanki bir anda. Havanın nemi nefes almamı zorlaştırıyordu. Allerjik nezlem azmıştı. Tıkanıyordum. Her zaman cıvıl cıvıl olan deniz kıyısı sessizleşmişti. Garip bir sessizlik. Sanırım herkes de benim gibi havanın o olağandışı sıcaklığı ve nemiyle suspuş olmuştu…
Belki biraz açılırım diye denize girdim. Biraz açıkta beyaz bir sürü gibi dolaşan denizanaları keyfimi kaçırdı. Hemen çıktım denizden. En iyisi eve gidip biraz kitap okumaktı. Yakında oturan dayımlara da gidebilirdim. Dairesinin bütün fayanslarını yenilemiş, epeyce de borca girmişti. Görmem için beni sürekli çağırıp duruyordu. Bense zevk almıyordum öyle şeylerden, üstelik keyfim de yoktu…
Mutsuzlukla ancak kitap okuyarak başa çıkabiliyordum. Annem çok hastaydı. Kalça kemiği kırılmıştı. Yatağa mahkûmdu o yaz. Ölmek istiyordu. Benden zehir hapı bulmamı istiyordu. Kendini öldürmek istiyordu annem. Tıpkı yaşamöyküsünü okumakta olduğum Amerikalı şair ve yazar Sylvia Plath gibi. Çok başarılı bir edebiyat öğrencisiyken beklenmedik bir şekilde bunalıma giren ve okuyup yazamadığı için kendini öldürmek isteyen Sylvia Plath:
“Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür” diye yazan Sylvia Plath…
Annem de kendini yatağa zincirlenmiş gibi hissediyor, tıkanıyor, nefes alamıyordu. Kitabı sesli okuyarak onu oyalamayı denedim:
“Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)”
‘Yıkılmak,ölmek’ gibi sözcükler bir an için annemin dikkatini çekti. Sonunda onunla ölümden konuşacak birini bulmuş gibiydi. Bir süre oyalandı böylece. Annem biraz rahatladıkça ben de kendimi daha rahat hissediyordum. O gece Sylvia Plath’ın dizeleriyle iyi geceler diledim ona:
“Yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla,
Dört nala geliyor keyfince karanlık
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.”
O boğucu Ağustos gecesi sabaha karşı saat üçte gerçekten de ‘yıkılıp öldü dünya’. Şiddetli bir sarsıntıyla uyandım. Yatak odamın duvarları zangır zangır titriyordu. Sonra bir patlama duydum. Dışarıda göz gözü görmüyordu. Yoğun bir duman. Sis basmış sandım. “Deprem oldu” dedi annem yattığı yerden sakin sakin. “Sen hemen dışarı çık, beni merak etme, hiç korkmuyorum ölümden” dedi…
O 1999 yazında Yalova’daydık. Annem o gece çok bekledi depremle ölebilmeyi ama fay bizim evin altında kırılmadı bir türlü. Oysa çok yakınımızda pek çok ev yerle bir oldu. Dayımın evi temelden eğrildi. Yeni döşettiği, daha borcunu bile ödeyemediği bütün fayanslar kırıldı. Dairesi kullanılmaz hale geldi. Çevredeki yazlık evlerde oturan diğer yakınlarım da o gece canlarını zor kurtarmışlar. Annemse ölmeyi çok istediği halde ölemedi bir türlü o gece…
Şimdi 17 Ağustos 2005. Yine bir yıldönümü:
“Tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri
Çekip gidiyor melekler de, şeytanın adamları da
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya”
Sylvia Plath altı ay süren ruhsal bunalımından on yıl sonra otuz yaşındayken ‘o sırça fanusun yeniden boğucu çarpıtmalarıyla üzerine inivermesiyle’ hayatına son verdi, 1963 Şubat’ında. Annemse Mart 2004’de eceliyle öldü…
Ayten Suvak
AS-Yaz Biter Yazı Bitmez...
Yazınız biter mi hiç
Aşkolsun
Açın koynunuzu yaz konsun
Ağırdan
Usul usul başlasın yaz
Orada burada nerede olursa
Yazın
Yaslanın pencereye
Durun kapı eşiğinde
Yazın
Ah ne güzelsin yazım
Ta içimdesin
Sıcağı sıcağına
Yazın bunları
Ilık ılık olunca
Bahar olacak yazınız
Başka bir şey gelmezse
Elinizden yazın
Hiçbir şeyi ıskalamayın
Meltemler
Karalardan denizlere
Denizlerden karalara
Estikçe yazın
Saklanmayın kuytularda
Yazın
Güneş çarpsa da
Yazım çarptı deyin
Uzun olur yazın gölgelerin
O hanımeli kokuları akşamüstlerinin
Doğallığıdır sanki eski hanımefendilerin
Yaşadığınızı duyurur size tentene
Bir zamanlar neler yazardınız öyle
Güneşli odalarda tenteneli yastık
Kılıflarında başınız
Sevgilinizi ahşap panjurlardan kıskanırdınız
Yaz bitti
Aşk bitti
Bağırarak söylüyorsunuz kendinize
Sevgiliniz işitmese de
Yaz bitti
Yazınız bitti
Üşüyebilirsiniz şimdi
Yine de aşkolsun size
Aşk çaredir her şeye
Dostum benim
O tılsımı ısırsam da acı acı
Sızlanan gamlı ırmağı
Akıtırım şakır şakır içime
İnsin şırak şırak hırçın gövdeme
Bir bunaltı
Bir tanrı eli
Yaksın varsın efsun efsun
Can çekişmemi acı tatlı
Essin essin
Esin versin varsın
O kederli neşeye
İnsin de buruk gözlerime
Ok yay sallasın çocukça
Yumuk yumuk hayırsız geceye
Kederli güne
Olsun varsın
Aşk olsun da
Yumağını dolasın başıma sıkıca
Tılsım tılsım
Hiç üşüyesim yok şimdi
Ben aşkla ısındım
Ya siz?
Ayten Suvak
20 Ağustos 2012 Pazartesi
AS-Bayrama Manidar Maniler
Oyun var oyuncu var
Yaşamda hep sahne var
Rol uzun veya kısa
En güzel oynamak var
Vergilidir bu yaşam
Kâh deveden kâh attan
Yüklenir eşek yükü
Geçerken halk Sırat’tan
Bizim maniler gölge
Oyun mayalı gölde
Bedavaya gittik biz
Şevk kalmadı gönülde
Teşekkürler uçakla
Öpücükler trenle
Bayram gelirse gelsin
Selâmlar var kucakla
Ayten Suvak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
