6 Aralık 2012 Perşembe
AS-Gölge Tatbikatı
Kaybettim gölgemi
Bir başka alemdeyim
Olsun varsın
Başka bir izdüşümdeyim
Tatbikat yapıyorum...
Ayten Suvak
4 Ekim 2012 Perşembe
AS-Sen Gelince...
Sen gelince ah diyorum
Keşke gelmeseydin
Kalbimin ihanetini bilmeseydin
Hayalini sildim ben tahtadan
Sıfır aldın çünkü aşk sınavından
Tebeşiri fırlatıp attım arkandan
Lekesi işte tam sırtında
Tıpkı kalbim gibi toz toz dökülen
Sen gelince arsız diyorum
Git işte kendini yeniden sevdirmeden
Yaltaklanan köpek yüreğinden
Hiç sadakat beklemiyorum
Al ceketini de git
İstenmiyorsun artık
Şarkı söylüyorum sen gelince
Cırtlak bir sopranoya dönüşüyorum
Yapma bunu bana
Sil baştan okuyorum parçayı
Sesim kontralto hıçkırıyorum
Ağlamaktan değil
Yalnızca gıcık
Bağırıyorum en yüksek perdeden
Yarınki jüriye sen gelme lütfen
Sıfır almak istemiyorum öğretmenlerden
Biz ki yasaklarla yaşadık
Öğretmen-öğrenci aşkını
Anlamazdık anlamazdık kadere de inanmazdık
Ama sen gelirsen inanacağım sanki
Geçemeyeceğim konservatuar sınavını
Ve kaderim olacak gibi evkızı şarkıcılığı...
Ayten Suvak
28 Ağustos 2012 Salı
AS-Deprem Anıları Acıdır Ama O Gün...
O gün çok sıcaktı. Bunalıyordum. Evin içi daha da boğucu sıcaktı. Nemliydi hava. Hastalık kokuyordu hep burnuma. Limon kolonyası kokusunu hastalıkla özdeşleştirmiştim. Kullanmak istemiyordum o kolonyayı ama mecburdum. Annem hastaydı. Bunalıyordu. Sürekli ölümden konuşmak istiyordu benimle. Ben de bunalıyordum…
Kendimi dışarı atmam da fayda etmedi. Alevler içinde kaldım sanki bir anda. Havanın nemi nefes almamı zorlaştırıyordu. Allerjik nezlem azmıştı. Tıkanıyordum. Her zaman cıvıl cıvıl olan deniz kıyısı sessizleşmişti. Garip bir sessizlik. Sanırım herkes de benim gibi havanın o olağandışı sıcaklığı ve nemiyle suspuş olmuştu…
Belki biraz açılırım diye denize girdim. Biraz açıkta beyaz bir sürü gibi dolaşan denizanaları keyfimi kaçırdı. Hemen çıktım denizden. En iyisi eve gidip biraz kitap okumaktı. Yakında oturan dayımlara da gidebilirdim. Dairesinin bütün fayanslarını yenilemiş, epeyce de borca girmişti. Görmem için beni sürekli çağırıp duruyordu. Bense zevk almıyordum öyle şeylerden, üstelik keyfim de yoktu…
Mutsuzlukla ancak kitap okuyarak başa çıkabiliyordum. Annem çok hastaydı. Kalça kemiği kırılmıştı. Yatağa mahkûmdu o yaz. Ölmek istiyordu. Benden zehir hapı bulmamı istiyordu. Kendini öldürmek istiyordu annem. Tıpkı yaşamöyküsünü okumakta olduğum Amerikalı şair ve yazar Sylvia Plath gibi. Çok başarılı bir edebiyat öğrencisiyken beklenmedik bir şekilde bunalıma giren ve okuyup yazamadığı için kendini öldürmek isteyen Sylvia Plath:
“Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür” diye yazan Sylvia Plath…
Annem de kendini yatağa zincirlenmiş gibi hissediyor, tıkanıyor, nefes alamıyordu. Kitabı sesli okuyarak onu oyalamayı denedim:
“Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
Yeniden doğuyor açınca gözlerimi
(Kafamın içinde yarattım seni galiba.)”
‘Yıkılmak,ölmek’ gibi sözcükler bir an için annemin dikkatini çekti. Sonunda onunla ölümden konuşacak birini bulmuş gibiydi. Bir süre oyalandı böylece. Annem biraz rahatladıkça ben de kendimi daha rahat hissediyordum. O gece Sylvia Plath’ın dizeleriyle iyi geceler diledim ona:
“Yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla,
Dört nala geliyor keyfince karanlık
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya.”
O boğucu Ağustos gecesi sabaha karşı saat üçte gerçekten de ‘yıkılıp öldü dünya’. Şiddetli bir sarsıntıyla uyandım. Yatak odamın duvarları zangır zangır titriyordu. Sonra bir patlama duydum. Dışarıda göz gözü görmüyordu. Yoğun bir duman. Sis basmış sandım. “Deprem oldu” dedi annem yattığı yerden sakin sakin. “Sen hemen dışarı çık, beni merak etme, hiç korkmuyorum ölümden” dedi…
O 1999 yazında Yalova’daydık. Annem o gece çok bekledi depremle ölebilmeyi ama fay bizim evin altında kırılmadı bir türlü. Oysa çok yakınımızda pek çok ev yerle bir oldu. Dayımın evi temelden eğrildi. Yeni döşettiği, daha borcunu bile ödeyemediği bütün fayanslar kırıldı. Dairesi kullanılmaz hale geldi. Çevredeki yazlık evlerde oturan diğer yakınlarım da o gece canlarını zor kurtarmışlar. Annemse ölmeyi çok istediği halde ölemedi bir türlü o gece…
Şimdi 17 Ağustos 2005. Yine bir yıldönümü:
“Tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri
Çekip gidiyor melekler de, şeytanın adamları da
Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya”
Sylvia Plath altı ay süren ruhsal bunalımından on yıl sonra otuz yaşındayken ‘o sırça fanusun yeniden boğucu çarpıtmalarıyla üzerine inivermesiyle’ hayatına son verdi, 1963 Şubat’ında. Annemse Mart 2004’de eceliyle öldü…
Ayten Suvak
AS-Yaz Biter Yazı Bitmez...
Yazınız biter mi hiç
Aşkolsun
Açın koynunuzu yaz konsun
Ağırdan
Usul usul başlasın yaz
Orada burada nerede olursa
Yazın
Yaslanın pencereye
Durun kapı eşiğinde
Yazın
Ah ne güzelsin yazım
Ta içimdesin
Sıcağı sıcağına
Yazın bunları
Ilık ılık olunca
Bahar olacak yazınız
Başka bir şey gelmezse
Elinizden yazın
Hiçbir şeyi ıskalamayın
Meltemler
Karalardan denizlere
Denizlerden karalara
Estikçe yazın
Saklanmayın kuytularda
Yazın
Güneş çarpsa da
Yazım çarptı deyin
Uzun olur yazın gölgelerin
O hanımeli kokuları akşamüstlerinin
Doğallığıdır sanki eski hanımefendilerin
Yaşadığınızı duyurur size tentene
Bir zamanlar neler yazardınız öyle
Güneşli odalarda tenteneli yastık
Kılıflarında başınız
Sevgilinizi ahşap panjurlardan kıskanırdınız
Yaz bitti
Aşk bitti
Bağırarak söylüyorsunuz kendinize
Sevgiliniz işitmese de
Yaz bitti
Yazınız bitti
Üşüyebilirsiniz şimdi
Yine de aşkolsun size
Aşk çaredir her şeye
Dostum benim
O tılsımı ısırsam da acı acı
Sızlanan gamlı ırmağı
Akıtırım şakır şakır içime
İnsin şırak şırak hırçın gövdeme
Bir bunaltı
Bir tanrı eli
Yaksın varsın efsun efsun
Can çekişmemi acı tatlı
Essin essin
Esin versin varsın
O kederli neşeye
İnsin de buruk gözlerime
Ok yay sallasın çocukça
Yumuk yumuk hayırsız geceye
Kederli güne
Olsun varsın
Aşk olsun da
Yumağını dolasın başıma sıkıca
Tılsım tılsım
Hiç üşüyesim yok şimdi
Ben aşkla ısındım
Ya siz?
Ayten Suvak
20 Ağustos 2012 Pazartesi
AS-Bayrama Manidar Maniler
Oyun var oyuncu var
Yaşamda hep sahne var
Rol uzun veya kısa
En güzel oynamak var
Vergilidir bu yaşam
Kâh deveden kâh attan
Yüklenir eşek yükü
Geçerken halk Sırat’tan
Bizim maniler gölge
Oyun mayalı gölde
Bedavaya gittik biz
Şevk kalmadı gönülde
Teşekkürler uçakla
Öpücükler trenle
Bayram gelirse gelsin
Selâmlar var kucakla
Ayten Suvak
20 Temmuz 2012 Cuma
AS-Özel Kavımsın Sen
Bir güzelleşiyorsun öpülünce
Şarap damlıyor sanki dudaklarından
Hemen fondip etmesen de şişeyi
Doya doya seyretsem o çehreyi
Yanaklarında kırmızı misketler
Yutu yutu versem oyunumuzda
Çocukken oynardık ya
Bir torba dolusu
Süzülmüş sevda
Ancak şimdi anlarsın
Ne kadar üzüldüğümü
Beni aldattığında
Bir alacalı misket uğruna
Hiç de geç olmaz oysa af dilemeğe
Elinde bir şişe Boğazkere
Nazikçe
Narinim beni affeyle
Dersen...
Ayten Suvak
9 Temmuz 2012 Pazartesi
AS-Aşk İçin Neyi Feda Ederdim?
Ayakkabılarım arasında en az sevdiğimi
Şeker-un-tuz gibi üç zehiri
Keten tohumlu ekmeği
İçki üstüne yazdığım şiirleri
Çalçene miyavlayan kedimi
İn-bin yaptığım step’imi
Nar şerbetini
Nesteren ismini
Ender bulunan Arnavut çileğini
Yalnızlık isteğimi
İki bin Liralık gelinliği
Fantazilerimin en demodesini
Eşyalarımdan en eskisini
Dere tepe dünya görme işini
Aşıkların en hasedini
Ender paylaştığım hislerimi
Derbeder düşlerimi
Engin yüreğimi
Reklâm gelirlerimi
Davetsiz misafirlerimi
İşlevsel taktikleri
Mükemmellik kriterlerimi...
Ayten Suvak
4 Haziran 2012 Pazartesi
AS-Biri Bizi mi Gözetliyor?
22 Mayıs 2012 Salı
AS-Budala Sözleri
Budala Sözleri...
Öğren öğren, nereye kadar, boşver öğrenme, budala mezarı mı var?
Işık olacaksan mum ol, dibine bile vurma. Karanlığın gizemi budalayı bile çeker.
Bağdat Caddesinde bir aşağı bir yukarı turla, vitrinlere dal budala budala.
Kalıcı değil, satıcı ol, vitrinin parlak olsun. Ne demişler: Cilalı İmaj Devri
Web tasarımcısı ol, para kazan, lafla felsefe kese doldurmaz, kulak doldurur, o da budala yapar.
Nefret deyince Nefertiti anla, tarihi, güzel şahsiyet ve dişi, hep sevgi çağrıştırır budalaca.
Öfkeyi sevgiyle yeneceklerdenseniz, budalalar gibi Mesih’i bekleyin durun.
Hınca tabanca sıkınca spor olur, budala sporu; hemen bir ‘fitnes merkezi’ kurun.
Uykuda yaşayan insanın uyku kalitesi=yaşam kalitesi. Ölçüler buna göre ayarlanmalı, budala öğretisi ayarınca.
İnsan manevi dünyaya bağlansa, eninde sonunda ‘o daldan bu dala’ şarkısıyla özüne yani maddeye dönmek zorunda kalır.
Düşünceler raydan çıkınca ya dahi olunur, ya budala.
Zihinde oluşan zerreler altın zerreleri olsa, yaşarız keyfimizce, budalaca.
Kulaktan duyduğumuza değil, görüntülü televole dedikodulara inanmalıyız.
Bu dünyayı elma şekeri gibi görüp, tadına varmak lazım, yüzümüze gözümüze bulaştıra bulaştıra.
Büyük Düşünün Felsefesi tutkusuz olmaz, budala olmayalım.
Düşün düşün, budalalık olsun işin. Budalalara kimse sataşmaz, densizlerden başka.
Düşüncelerinizi dağıtın, değişik hesaplara para dağıttığınız gibi. Hiç olmazsa biri batarsa diğeri çıkar.
Kötülük olmasa hep iyilik ne yavan olurdu. Melekler bıktırır, şeytan arkasından baktırır. Bu bir budala atasözüdür.
Acıdan kaçmak olmaz, diziler nasıl seyirci bulur sonra! Bu yerel bir sorun değil, evrensel bir budalalıktır.
NİRde bu VANA, sağlık musluğu bozuldu diye yardım çağırmalısınız, yoksa kimse açmaz kapınızı ‘bad-ı sabadan gayrı’.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış diyen bir ulusal akıl Budha’dan geri kalır mı?
Yaşayan varlıklar tornadan çıksın, hepsi eşit olsun, savaş değil barış olsun. Ne budalaca bir dilek.
Kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, zaman kiplerini iyi öğren. Geçmiş, şimdi, gelecek derken bakarsın hoca kulağına asılmış!
İster inan ister inanma, herşeye kanma. Bir budaladan yarım akıl bir nasihat.
Kin yerine kinin taşı yanında, iyileştir kendini. Budalalığın çaresi yok mu sanki!
Bırak ya, dedirtmeden bırak, peşinde koşsunlar. Bu hiç de budalaca olmaz; istersen asıl asılabildiğin kadar, tadı ve suyu çıksın işin.
Övmek dövmekle, yermek yemekle yer değiştirsin, sen su akar budala bakar misali izle, bakalım dengeler yer değiştirecek mi?
Derdini ummana sal, balık olarak geri dönsün. Açlık sorunu çözülür en azından.
Bu dünya koca bir beyindir, çoğunlukla budala beyni.
Anne-baba nerede duracaklarını bilmeli, yoksa çocuk budala olur. Bu lafı, varsa, akıllılar çözer ancak.
Bir insan kendini yenerek zafere değil, 1-1 beraberliğe ulaşır ruh ve beden kupa karşılaşmalarında.
Acılara tepkisiz toplumlar çoğaldıkça, Budha’nın saflık yolunda budala olunur ancak.
Varlığın öteki kıyısına varıldığında, ya ortanın solu ya da sağı aranmalıdır, budalaca da olsa.
Öfkeniz taraf tutarsa, onun tarafından cezalandırlmanız adil olmaz, budalaca olur.
İnsan hayatı aslında muzipçe zevklerden ibarettir. Eğri gösterip, doğruyu kendine saklama. Göreceli olduğu için doğruyu parçalaya parçalaya federe doğru oluşturma, bölerek yönetme. İşine geldiği gibi geçim kaynağı bulma. Düşünmeden doğrudan doğruya hamle etme ve ‘o medi medi tasyon tasyon sepeti’ şarkısıyla dosdoğru budalalar cennetine gitme gibi.
Ayten Suvak
3 Mayıs 2012 Perşembe
AS-Aşk Ekstra Larc Giyer
Aşk Ekstra Larc Giyer
“Ay, ne şıpsevdi şeysin, hemen aşık oluyorsun!”
“ N'apalım, hayatın anlamı aşktır. Kazanova baçç, Kazanova biçç,
Kazanova "Baccia mi ah" (Öp beni Kazanova).”
“N'oo, şimdi de diller mi öğrendin aşkını ispatlamaya? Kızım, koyun
can derdinde, kasap bilmem ne, senin tuzun ne tuzu, iyotlu mu, Himalaya mı
hep böyle kuru?”
“Tuz ruhu! Ne ruhsuz şeysin sen, tuzun bile ruhu var, senin yok.
Kemiklerinin bile içi boş mu senin? İliğin kemiğin kurumuş olmasın
sakın?”
“ Ya aşk, ya iş kızım. Ya hep ya hiç, ya ak ya kara der gibi, birebir
karşılıklar var gerçek dünyada ! Tabii senin kafanda kavak yelleri
estiği için üçüncü seçenek kelimeler uydurursun, hayalden başka yerde
geçerliliği olmayan. İşaşk dersin, hepiç dersin, uyduruk uyduruk,
insanı hafakanlara boğduran bir gri bulursun ak ve kara arasında,
ucuzluktan aldığın gri ceket gibi , bir iki giyer atarsın sonra,
maymun iştahlı şey sen de!”
“ Nesi varmış benim iştahımın? Benim gözlerim görünenin ötesine
odaklanmış bir kere; değişimin peşindeyim ben, ya da daha doğrusu hep
orada olup da daha önce farkına varamadığımız şeyleri bulup, ortaya
çıkarmaya çalışıyorum.”
“ Aman sevsinler o şeyleri ‘bulup ortaya çıkarma’ yetini! Sen daha
doğru dürüst buzdolabını açıp da ‘ fasulye tenceresiyle, reçel
kavanozu arasındaki kutu sütünü al’ demeden gözünün önündeki kutuyu
göremezsin, nerede kalmış değişik bakış açılarını keşfetmen!”
“ Aşkolsun ama, kalbimi kırıyorsun; yeteneklerimin açığa çıkmasıyla,
ikinci kümeye düşeceğinden ödü patlayan standard erkek mantığı gibi
konuştun şimdi. Bir de diyorlar ki: ‘Aydın kadın olmanın birinci
koşulu, diğer kadınları sevmekten geçer’ ( Nevval Sevindi). Pratiğe
uygulanamadıktan sonra , teorik olarak kafalarından sallamışlar neye
yarar, soyut soyut havada asılı kalıyor işte onun için!”
“ Benim sinirime dokunan haybeye hayal üretmen. Hayalleri düşünceyle
üretip hayata geçirebilsen amenna. Sen alık alık hala mükemmel aşkı,
kusursuz insanı arıyorsun. Onun hayatının merkezi olacakmışsın,
işinden önce gelecekmişsin, boş zamanlarını kendine göre değil, sana
göre ayarlayacakmış, öncelikle ‘ Sen ne istiyorsun canım?’ diye
soracakmış sana. Önce iş ve onun gerekleri gelir kızım, hangimiz
Diojen olabiliriz şimdi, bir fıçı yetsin bize yaşamak için, ‘ Gölge
etme başka ihsan istemem!’ diye yuvarlanıp gidelim!”
“ Haklısın haklı olmasına da, sen de dışarıda çalıştıkça kadınlığını
unutup, erkek gibi davranmaya başlıyorsun. Politika üretmeyi bırakıp,
yalnızca politika yapıyorsun; demokrat olmak yerine popülistliği
benimsiyorsun, cesur çıkışlara kendi kendine gem vuruyorsun,
kalıplara gizleniyorsun. Gücünü sürdürmen için başka birini ezmen
gerekiyor. Sen de bu yerleşik bağnazlığı desteklersen, aynılığın
içinde kaybolursun.”
“ Afferin be, ben de seni aşktan iyice avanaklaşmış sanıyordum, meğer
ne gizli sıtmaymışsın sen! Yere bakan, yürek yakan ! Tamam biz
kadınlar farklılığımızı kabul ettirmeliyiz, yoksa karşı cinsle
aynılaşarak kendi kendimizi yok edeceğiz.”
“ Öyleyse gel yeni bir anlayış üretmeye çalışalım. ‘Birinin gücünü
sürdürmesi için, diğerini ezmesini gerektirmeyen yeni bir anlayış’.
Nevval Sevindi akıllı kadın, bize birbirimizi semeyi öğütlüyor. İyi
de ben bir erkeğe aşık olmadan bir kadını sevemem ki! Yaşamın sırrı
sevinç ise, ben bunu sevgiden önce aşktan alıyorum. Yanılıyorsam
eğer, huyum kurusun!”
“Hem birbirimize, hem onlara muhtacız desene?”
“ Aynen, ama herkesi aynı yerde toplayacak büyüklükte bir şemsiye
üretmek hangi babayiğidin, ya da anayiğidin harcı, söylesene!”
“Bırak şimdi şemsiyeyi memsiyeyi; aşk ektra larc giyer, öğrenemedin mi
daha bunu be kızım!”
Ayten Suvak
15 Nisan 2012 Pazar
AS-Sene Sene...
1 Nisan 2012 Pazar
AS-Hasret Ötesi...
Nasıl susamışsın bana nasıl
Söyle bir daha söyle
Kanamadım ki
Kuraklıktan kavrulan bu çölde
Suyu çekilen bir gölde
Bir kamış ta ben olurum
Bu kadar sararmışsan yaprak yaprak
Ferhat dudakların çatlak çatlak
Bin yıl geçti aradan
O kupkuru vadiden
Bir çift kumru gibi
Uç uç tuğumuz
Çeşme başındayız artık
Bak Pan kurmuş
Islatalım haydi saçlarımızı
Sonra dudaklarımızı
Sonra..............
Ayten Suvak
23 Mart 2012 Cuma
AS-Yaşamak
Yaşamak
Yaşamak korkmaktır
Göğü basan kargalardan
Korkmak eli silahlı çocuklardan
Korkmak yaşamaktır
Hep kahraman olmaktansa
Öbür sıfatı giy saçlarını tara
Bunu herkes bilmez
Anlayana
Korkmak güç toplamaktır bakıp bakıp etrafa
Yaşamamak bir gün korkmamaktır
Cesur olup atılmaktır
Korkuların arasına
Ölüm nasılmış diye...
Ayten Suvak
22 Mart 2012 Perşembe
AS-Söz Denizinde Hayat Treni

Hani nerede boş vagonlar
A’dan Z’ye döşenen raylar
Yalnızlığından geçen makaslar
Atsınlar şöyle cuf cuf gamları dumana katıp
Tünellere girip çıkarken
Taşınsın an be an kargoya verilen yaşamlar
Resim gibi manzara beğenen camlar
Evreni yansıtırken göz bebeklerine
Naklen yayın yapsın sana kendini
İspatı gereksiz lâflar...
Ayten Suvak
8 Mart 2012 Perşembe
AS-2012'de Kadın Olmak
Kırıta kırıta yürümek midir
Aptal aptal süzülmek midir
Dağa taşa çamaşır sermek midir
Isıtıp ısıtıp pilavı yedirmek midir
Ne olacak kadındır diye öldürülmek midir
Okula gitmeden evlendirilmek midir
Lâk lâk edip eksik etek giymek midir
Mal olup tüketime sürülmek midir
Açıkta kalmasın aman diye örtünmek midir
Kan ter içinde erkeğe yenilmek midir
Küt küt yiyip içip şişmek midir
Anne olup şehit ardından dövünmek midir
Dar güne altınları bir bir dizmek midir
Iskartaya çıkıp kumayla ezilmek midir
Nedensiz yere dayak yiyip içlenmek midir
Off bu –midir-ler hiç bitmeyecek midir
Lâf olsun diye bari
Mart 8 geldi gene gari
Atılacak nutuklar ileri geri
Kadın-erkek elele dinlesinler he mi?
Ayten Suvak
14 Şubat 2012 Salı
AS-Özel Kav
Bir güzelleşiyorsun öpülünce
Şarap damlıyor sanki dudaklarından
Hemen fondip etmesen de şişeyi
Doya doya seyretsem o çehreyi
Yanaklarında kırmızı misketler
Yutu yutu versem oyunumuzda
Çocukken oynardık ya
Bir torba dolusu
Süzülmüş sevda
Ancak şimdi anlarsın
Ne kadar üzüldüğümü
Beni aldattığında
Bir alacalı misket uğruna
Hiç de geç olmaz oysa af dilemeğe
Elinde bir şişe Boğazkere
Nazikçe
Narinim beni affeyle
Dersen......
Ayten Suvak
24 Ocak 2012 Salı
AS- Jooble Jooble
Jooble Jooble
Güvendeyim
Emin ellerdeyim
Jooble Jooble hey
Yaşam muhasebesindeyim
Jooble Jooble neşeliyim
Ayın elemanı listesindeyim
Ar-ge sim-ge mühendisiyim
Haftasonu oteldeyim
Yarımgünlük işlerde emrinizdeyim
Jooble jooble titiz biriyim
Ev temizliğinde kraliçeyim
Kariyer netle adresinizdeyim
Sarı sayfalarda en öndeyim
Jooble jooble jooble
Bıcır bıcır öğrenciyim ebedî
Daha fazla sorgu için ileri
Jooble’la kimse kalmaz ki geri...
Ayten Suvak
Güvendeyim
Emin ellerdeyim
Jooble Jooble hey
Yaşam muhasebesindeyim
Jooble Jooble neşeliyim
Ayın elemanı listesindeyim
Ar-ge sim-ge mühendisiyim
Haftasonu oteldeyim
Yarımgünlük işlerde emrinizdeyim
Jooble jooble titiz biriyim
Ev temizliğinde kraliçeyim
Kariyer netle adresinizdeyim
Sarı sayfalarda en öndeyim
Jooble jooble jooble
Bıcır bıcır öğrenciyim ebedî
Daha fazla sorgu için ileri
Jooble’la kimse kalmaz ki geri...
Ayten Suvak
9 Ocak 2012 Pazartesi
AS-Bir Sabah Bahçede...
"tahta pancurlu
taştan evinpenceresi
nar ağacına bakardıeski
tersanenin yamacındadalları sarkmış
o yalnız nar ağacı" (Bir Yalnız Nar Ağacı/Behçet Aysan)
....... Bir sabah uyandığınızda arka bahçenizde bir dinozorla karşılaşsanız, neler hissedersiniz? Bir sabah azman bir böcek olarak uyananan Kafka kahramanı gibi mi? Olmaz öyle şey, ikiniz de uyduruyorsunuz, zaten hep yalancılarkurgu yazıyorlar, diyorsunuz, değil mi? Ne diyeyim, haklısınız. Tavukların dinozorlardan arta kaldığını okumuştum bir zamanlar da, o yazının yalancısıyım ben; bir de o dillere destan Fransız yemeği "potakallı ördek"in. Aslında milliyetinden emin değilim, salata gibi, Amerikan mı, Rus mu,yoksa internet mi, artık bilemiyorum. Kafam karışık, elim ayağım birbirine dolanıyor, galiba ben "My Fair Lady" im. Hangi bardakla ne içilir, çatal,kaşık, bıçak, neye göre nasıl seçilir, Ev Ekonomisi kitaplarında kaldı.Seyretmekle kediler kasap olsa, filmleri seyrede ede, bir Lady Leyla olurdum; göbek adım Leyla neyse ki! La la Leyla:
sol-re-la-mi,mi-la-re-sol-kemanımın yayını çekiyorum hatır için,benim o sanatsever dayım uğruna çiğ ördek bile yermişim meğerse. Hiç belli etmiyorum ama, ben onu dinozordan orkestra şefi olarak görüyorum. Söylesem de alınmaz, "Dinozor'un Anıları" nı leziz bir kuzu sarması yer gibi okumuştu ve Mina Urgan'la iştah yönünden yıldızları pek bir barışmıştı. Dayım böyle kendinden hoşnut, beni hayali keman konserlerine hazırlaya dursun, ben birgün kendimi kemani ördek olarak bulacağım, bir sabah uyandığımda.
Öyle bir gıy gıy gıy gıy yayçekeceğim ki, beni Fransız mutfağının salyangoz soslu vak vak ördeği olarak lanse eden "My Fair Lady" yapımcısını , Şükran Günü hindi kesme bıçağıyla onurlandıracağım, servis tabağına konmam için. Çünkü, yılmadı gitti dayım,yay çektiriyor bana her hafta sonu, bir hafta boyunca unutmak üzere.
Bir kurtulma yolu var aslında aklımda; kaz kafalı olmak! Ama önce iyice bir bezdireyim de kendilerini, gıy gıy da gıy gıy.... Kümes mahlukatlı kırk ambar çorbası yaptım, Ben'den, herşeyden biraz. - Biraz alır mıydınız? - Sağol, doyduk... -onbeş yıl önce o yalnız nar ağacının dibinde oturup geleceği konuştuğumuz çocuklar şimdi yok (Bir Yalnız Nar Ağacı/Behçet Aysan) - Aa, bakın, bir şişe nar şarabı buldum! Kim almış bunu?
Ohh,çok teşekkürler...
Ayten Suvak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
