Ayvalık’ta yaz
yüzler güler burada-
Bahçede güller
Her yer çam ormanı. Her yer zeytinlik. Zeytin çiçeği kolonyası sürünür yaşlı Giritli. Çam kokar, ıhlamur kokar, kestane kokar sabah kahvaltısında torunlara yedirilen bal. Yanık orman da kokabilir zamanla, şöyle altı yüz futbol sahasını içine alacak büyüklükte yanık bir orman. Şeytan Sofrası’nda şeytan azaptadır.
Ben nefes alamam ama ne şeytanın ayak izini taşıyan taşı görmek ne de salâvat getirmek isterim. Yürürüm kafilelerle şifalı otlar arasında. Yeşillik. Her yer yeşillik. Siyahı yakıştıramam doğaya. Bir duman bir duman. Hasanboğuldu’da Hasanlarım boğulur. Sarıkız Efsanesi’ndeysem sarılara boğarım kendimi. Bir kıvılcım yeter yanmama, tutkuyla, coşkuyla. Yanardöner çiçeği hangi renklerle yanar, bilmem…
Ayvalık’ta yaz
gök gürler birdenbire-
Yağmur ayvada
Küçük yerlerde de kütüphaneler vardır. Geze geze giderim Ayvalık’takine. Bir tepede pembe bir çiçektir kütüphane binası. Önümde mavinin bütün tonları, arkamda yeşille kahverenginin. Renk renk, cıvıl cıvıldır pazaryerleri. Kitaplar yetmez anlatmaya. İnsan kaynar, kedi kaynar sokaklar. Sürülerle dolaşır yazlıkçıların terk ettiği cins köpekler. Yazın neşeyle havlamaları kandırmaz beni.
Kışın nasıl ağladıklarını bilirim, bütün hayvanların. Ya sabır! Sarısabır usaresi sürer Balkanlı büyükannem yüzüne. Bense ithal, besleyici Aloevera, alafranga sarısabır kremi gece yatarken. Akşamüstleri her derde deva aloevera çayı, adalara karşı…
Ayvalık’ta yaz-
Denizde gider biri
kayık tabakta
Tatilcilere haramdır dinlenmek. Gece gündüz gezerim, karada, denizde. Esen meltemlerle bir karaya bir denize sürüklenirim. Kaz Dağları’nın hışmı bitmez yazın bile. Kışını da bilirim. ‘İnsan var içerde, girilmez’ levhası asarım kapımı zorlayan poyraza…
Ayvalık’ta yaz-
Rüzgâr okşar çiçeği
kedi tırmığı
Bütün balıklar karaya vurur Cunda’da. Camekânlara hapsolunur, gelen incelesin, giden hayret etsin diye. Bir sürü incik boncukla birlikte sergilenir onlar da. Çoğu zaman masaların üstünde kuyruk kıvırırlar, dansözlerin kalça sallamalarına öykünüp. Bilemem, belki kılçıklı kaderlerine kuyruk sallıyorlardır. Rakılar tokuşturulur şereflerine. Ne güzel bir dünyadır bu, varsılıyla yoksuluyla. Ali Bey darılmasın, adasına Cunda dedim diye. ‘Çin Çin! İçerim şerefine herkesin, en başta balık kardeşlerimin. Kediler masa altlarında onları bekler. Savaşta değiliz, ilk kurşunu atmayayım. Ali Bey gerekirse atar gene. Balıkçı sandallarında denizkestaneleri öbek öbek. Diken diken. Dokunamam. Korkarım ama salatasıyla iki tek atarım. Salatanın taze sarımsak kokusu Sarımsaklı’dan; iç pilavın çam fıstıkları Kozak Yaylası’ndan; kaldığım evin pembe taşları Küçükköy’den gelir. Ay ışığı Manastırı misafir kabul eder mi, bilmem…
Ayvalık’ta yaz-
Günbatımında
kaynar kırmızı erik
Ayten Suvak
ASlolan ASktır
9 Ekim 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder