ARAPÇA SENİ SEVİYORUM
Varsın çok zor söylensin şu "Seni seviyorum" ki, duygusal yakınlaşmanın doruğa çıktığını anlasın insan. Hatta mezara bile girsin o, üstten bir gamzeyle basık, alttan hafifçe sola çark yumruk büyüklüğündeki nesne, pembe bir kutunun içinde. Aslında yumruğu yiyor insan, o özlü tümceyi bekleyip bekleyip duymayınca, ya da hiç beklemediği bir kimseden duyduğunda. Ressam Van Gogh'a çok acımıştım, öyle deli meli olup kulağını kestiği için değil, aşkta bir türlü aradığını bulamadığından. Ya birini sevmiş ama sevilmemiş, ya da kendisine çılgınca aşık olmuşlar, ama o sevememiş. Hiç kesişmeyen duygular, Chekhov kahramanlarının hiç kesişmeyen diyalogları gibi, herkes kendi içinde yalnız. Aşk tek kişilikmiş, tek koltuklu otobüsler gibi, kimseye hesap vermeden istediğin durakta inersin. Bir yolculuk bu aşk, "Abbas yolcu" muhabbetiyle ölüme uğurlanan. Oysa ille de ölmek gerekmiyor, arkadaşlık onun yerini aldı alalı. Bağımlılıktan korkmadan dik yarım kadeh, nasıl olsa aşk yalnızca bir aperatif artık, "Bloody Mary" gibi, kanı şöyle bir tutuşturup, bir kibrit yakımı, etrafını şöyle bir ışıtan. İki tanesini bir arada yaktıysan, söndüklerinde kararan başlarını şöyle bir incele kibritlerin; olur da birbirlerine doğru bükülmüşlerdir; renk körlerine hep ham görünen ikiz kırmızı kirazlar gibi, tatsız, yeknesak bir dünyada, siyah beyaz.
Rengi siyaha yakın, esmerdi Arabımın. Dudakları morumsu pembe, gözleri, açık kahve. Orta boy, kaslı beden, saçlar kıvır kıvır, incecik dalga. Karadeniz fırtına, al pırtını sırtına, ufukta aşk tehlikesi belirdi çünkü! Sudan nere, Türkiye nere! Yüzünüze gülsuyu, aşk ateşi bir kez sardı mı bedeni, yanar ya insan çıra gibi, görmez gözü hiçbir şeyi; işte öyle AŞK sözcüğünün tüm harflerinin tehlikesini hiçe sayıp sevdalandı Housam'a Fatma. Hani ne der Latin şair Diaz Perrera, aşkın Latince karşılığı AMOR için:
A'nın bacakları açıktır.
M Cennet'le Cehennem arasında gidip gelen bir tahtaravallidir
O soluğunu kesen bir çember.
R alenen hamiledir.
Ama ben Fatma'ysam, 'Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına' dedirtecek kadar tedbirsiz değilimdir. Bilirim, önce kültürleri kaynaştırmak gerektir, sonra bedenleri. Kültür için hemen gidip bir Arapça konuşma rehberi edinmem bu kaynaşma meselesi içindi. Housam'a aşkımı ilan için kitapta bulabildiğim en romantik tümce ise 'Yeşil gözlerim ve siyah saçlarım var' anlamında ' Li ayneyy hadraeyn ve aşari sevda'ydı, çünkü içinde tanıdık bir 'sevda' sözcüğü yakalamıştım. Sonra sonra, 'Eskun fi haza'l funduk'1; 'Teskun ehli fi medine uhra'; 'Hunak akdi utleti' gibi 'Bir otelde kalıyorum/Ailem başka bir şehirde oturuyor/Tatilimi burada geçiriyorum' tarzında birtakım işlevsel tümceleri de kültür alışverişimize kattım. Benim yabancı dillerde çok yetenekli, çok hoş bir genç kız olduğumu gür kıvırcık kirpikli gözlerinden okuduğum Housam, sanki ben Arapça'yı sökmüşüm gibi kendi dilinde konuştukça ben de Ahfeş'in keçisi gibi baş sallamakla yetiniyordum, bir yandan da sevgilime tatlı tatlı gülümseyip, esmer yüzünü gözlerimle öperken. Dostluğumuz, benim Türk misafirperverliğim, onunsa Arap sıcaklığıyla epeyce pekişmişti kısa sürede. Hatta öyle ki, fazlaca kaçırdığı içli köftelerden karnı bozulunca, ona kendi ellerimle şifalı otlar kaynatıp içirmiştim: abdestbozan otu, hıyarşembe, kahkahaçiçeği, dulavrat, kayışkıran, kısamahmut, kralotu gibi alternatif tıbbın şifalı otlarını karıştırarak. Öylesine sonsuz bir aşk ummaya başlamıştım ki Housam'dan, ona Türkçe şiirler okuyor, kendi kültürüme ortak etmeye çalışıyordum, sonraları 'Uma uma, döndük muma!' diyeceğimi bilmeden:
"Biz sevdayı madenlerden tanırız
Sevdayla dağları delen de bizden
Paslanmaz bir yürekle sev de
Demir bir yüzük ver sevdiğine istersen"
diye ben sevdalı Fatima'ya Sevdalıya Kuyumcu Öğütleri veriyordu Sennur Sezer.
Nereden bilebilirdim ki o Arap Housam beni arkadan vuracak ve ben Diaz Perrera gibi aşkın yorumunu harflerle yapacağım!
A İki bacak kesinlikle birleşir.
Ş Dolar dolar boşalamaz ama Dolar'a benzer.
K İki bacak sonunda ayrı yollara gider.
Biz de sonunda ayrıldık Housam'la. Ben onu 'paslanmaz bir yürekle' gerçekten sevmiş; 'demir bir yüzük' değil saf altından bir yüzük vermiştim, yılın en uzun gününe rastlayan doğum günü için. En uzun gün en uzun geceye dönmüştü sonra ama ne yazık ki sevdamız şekerrenk aldı sonunda:
Ben sevdayı renginden tanırım
Esmerle yürekleri çeler de
Sarıdır rengi ezelden
Bilir bir limonun öyküsünü
Burulur yüreği ekşiliğinden
Aşkımdan nasıl yandığımın simgesi olsun diye kırmızı taştan seçtiğim şovalye yüzüğünü, darda kalınca, cep telefonu faturasını ödemek üzere bozdurmuş o yaz Housam.
Eyne'l hatem ya Housam, eyne'l hatem? Yüzük nerede Housam, yüzük nerede, diye sordukça sürmeli gözlerini kaçırması bundanmış; sevdalı kalbimi meğer bir faturayla değiştokuş etmiş.
Şimdi iki yıl sonra Sevgililer Günü için beni Sudan'a davet ediyor ve kıpkırmızı bir buket de gül yollamış elektronik postama. Ben de uygun bir cevap döşeniyorum aklımdan; herşeyi unutup ANA BAHABAK, Seni Seviyorum mu yazsam Arapça, yoksa:
"Aha bana bak, git işine, senden gelen çıraya püf!" deyip kestirip atsam mı?
Ama Arapçam yeterli değil!
Ayten Suvak
ASlolan ASktır
25 Aralık 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder